Hak Sahipliği ve Ayrıntıları

HAK SAHİPLİĞİ BAŞVURUSU, HAK SAHİBİ OLMA KOŞULLARI, HAK SAHİBİ OLAMAYANLAR

İlk önce belirtmek gerekir ki afetzede hak sahipliği , afet sebebiyle kendilerine bina yapılacak veya inşaat kredisi verilecek olan malik ve hissedarlarların durumunu bildiren bir haldir. Afetzedelere Toplu Konut İdaresi Başkanlığı – TOKİ tarafından  afetzede hak sahipliği tanımlanarak mağduriyetlerinin giderilmesi amaçlanmaktadır. Hak sahipleri Afet Sebebiyle Hak Sahibi Olanların Tespiti Hakkında Yönetmelik ile belirlenmektedir.

Toki Hak Sahipliği

Kimler hak sahibi olabilir?

Aşağıda yer alan gruplar için hak sahipliği öngörülmektedir:

  • Konutları iş yerleri ve ahırları ağır hasarlı yıkık ve orta hasarlı mülk sahipleri,
  • Afet gerçekleştiğinde mülkiyeti ebeveynine ait hasarlı ikinci ve üçüncü konutta oturanlar,
  • Paylı mülkiyet veya elbirliğiyle mülkiyet sahibi olup konut ya da iş yeri hasara uğrayanlar,
  • Hak sahiplerine yapı yaptırılması üzere tespit edilip konutları istimlak edilenler

Hak sahipliği başvurusu nasıl yapılır?

Borçlandırma projesi ile ilgili başvurunun nasıl yapılacağı hasar tespit çalışmalarının bitirilmesinden itibaren valilikler, kaymakamlıklar, ve AFAD il kurumları ve AFAD websitesinden duyuru yapılacaktır. Hak sahipliği başvurusu AFAD tarafından toplanmaktadır. Hak sahipliği başvurusu başvuru portalı açıldığında E-Devlet sistemi üzerinden yapılmaktadır. Başvuruların açıldığı tarihten itibaren hak sahiplerine başvuru için 60 günlük süre verilecektir. Nihayetinde hak sahipleri sunulan şartları kabul etmeli ve bu süre içinde taahhütname tanzim etmelidir.

Kimler hak sahibi olamaz?

  • Verilen süre içerisinde talep taahhütname teslim etmeyen ve borçlandırma yapmayanlar
  • Kendisi ya da eşine ait aynı cins hasarı bulunmayan konut, iş yeri ve ahırları olanlar
  • Kiracılar
  • Yapısı hasar gören tüzel kişilikler
  • Mülkiyeti kendisine ait olmayan arazi üzerinde inşaat ruhsatı almadan yapı yapanlar
  • İmar durumu sakıncalı olarak ifade edilen bölgede ruhsatsız konut ve iş yeri yapan kimseler
  • ve bunlara ek olarak DASK – Doğal Afet Sigortaları Kurumu poliçesine sahip olmayanlar hak sahibi olamamaktadır.

Açıkça anlaşılmaktadır ki afetzedelerin büyük kısmını oluşturduğu vakıf ve dernekler gibi hükmi şahıslar , DASK poliçesi yaptırmayanlar ve kiracılar her şeye rağmen hak sahibi olamamaktadır. Ancak yine de DASK poliçesi yaptırmayan depremzedelerin AFAD noktalarından hak sahipliği başvurusu yapması önerilmektedir.

Deprem Hukukuna ilişkin ilginizi çekebilecek diğer makalelerimizi okumak için tıklayın.

Deprem Nedeniyle Oluşan Zararlarda İdarenin Tazminat Sorumluluğu

Depremde Oluşan Zararlarda İdarenin Tazminat Sorumluluğu ve ihtilafların çözüm yolları

Kahramanmaraş merkezinde gerçekleşen ve 10 ilimizi derinden sarsan deprem sebebiyle birçoğumuz yakınlarımızı kaybetmenin üzüntüsünü duyduk. Bunun yanında sayısız insan ise yuvalarını ve işyerlerini kaybederek maddi manevi zararlara uğradı.

Her şeyden önce her ne kadar yitip giden canlarımızı geri getiremesek de can ve mal kaybı sebebiyle meydana gelen zararların idari yargı yoluyla tazmini mümkündür. Zira bu tür durumlarda idarenin hukuki sorumluluğu söz konusudur. Depremde Oluşan Zararlarda İdarenin Tazminat Sorumluluğu bulunmaktadır. Anayasa’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise idarenin kendi eylem ve işlemlerden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

İdarenin icra ettiği bir hizmetin gerçekleştirilmesinde meydana gelen aksaklıklar, gecikmeler, gereği gibi yapılmama ya da hiç yapılmama hallerinde ortaya çıkan kusur haline Hizmet Kusuru denmektedir.

Hizmet Kusurunun Görünüm Şekilleri
  • Hizmetin kötü işlemesi
  • Hizmetin geç işlemesi ve
  • Hizmetin hiç işlememesi halleridir
Danıştay 11. Dairesinin 2001/4552 Esas  30/04/2004 tarihli kararına göre

Olayda davacıların, depremde yakınları kaybetmeleri nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri manevi zararı, davalı idarenin deprem sonrasında yapması gereken kurtarma faaliyetlerinin ve koordinasyon çalışmalarının yetersizliğine dayandırdıkları dolayısıyla manevi zarar, söz konusu hizmetlerin geç veya hiç işlememesi şeklinde oluşan fiil ve hareketlerle somutlaştırıldığından bu şekilde oluştuğu ileri sürülen zararın idari eylemlerden kaynaklandığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Hizmet kusuru personelin eğitimsizliği, yetersizliği sebebiyle de oluşabilmektedir. Bu hallerde dahi kamu görevlilerine karşı direkt olarak özel hukuku ilgilendiren tazminat davası açılamaz. Yine de hizmet kusuru nedeniyle idari yargıda dava açılmalıdır. Aksi takdirde görevsizlik sorunu gündeme gelecektir.

Hizmet kusurunun meydana geldiği durumlarda hak sahipleri idari yargı yollarından olan  Tam Yargı Davası açabilir. Aslında kamu hukukundaki tam yargı davası bir bakıma özel hukuktaki tazminat davalarına karşılık gelmektedir.

Bu konuya ilişkin yüksek yargı yerlerinin kararları da lehte verilmektedir:

Danıştay 6. Dairesinin 2020 yılında verdiği bir kararda ;

Van Depremi’nde yıkılan bir otelde birçok kişinin aile fertleri vefat etmiştir. Bunun üzerine davacılar idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğradığını ileri sürdüğü zararlara karşılık olmak üzere toplamda 639.000 TL maddi, 550.000 TL manevi tazminatın 2011 yılından itibaren faiziyle birlikte tazmini istemiyle dava açmıştır. İlk derece mahkemesince tazminat isteminin kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir. Danıştay ilgili dairesi ise bu kararı onamıştır.

Danıştay 11. Dairesinin 2007 yılında verdiği bir kararda :

İstem sahibinin 17 Ağustos Depremi’nde iki dükkanı, bir evi yıkılmış ve eşyaları zayi olduğu için dava açmıştır. Bunun üzerine ilk derece mahkemesi ise depremin bir mücbir sebep olduğu ifadesiyle davacının davasını reddetmiştir. Daha sonra Temyiz incelemesi sonucu Danıştay ilgili dairesi davalı idarelerin hukuki sorumluluklarının ayrı ayrı belirlenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerekirken zararın mücbir sebep olarak nitelendirilerek illiyet bağının ortadan kalktığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen kararı isabetsiz bularak hükmü bozmuştur.

 

Ayrıca deprem sebebiyle araç hasarları ile ilgili makalemizi okuyabilirsiniz: Deprem sebebiyle otomobillerde meydana gelen zararların tazmini

Depremde yıkılan evlerin müteahhitleri hakkında cezai süreç

Almanya ile Türkiye nüfusu neredeyse aynı iken 2020 yılında çalışmalar sonucu kimi kaynakların aktardığına göre ülkemizde 450 bin müteahhit bulunmakta Almanya’da ise bu sayı 3550 civarında olduğu belirtilmiştir. Bu durum da müteahhitlerin yetkinliği hakkında akıllara şüphe düşürmektedir. Kahramanmaraş’ın deprem bölgesi olduğu ve yıkıcı sonuçlar ortaya çıkacağı yalnız inşaat sektörü tarafından değil herkesçe bilinmektedir. Hal böyleyken yapı inşa eden müteahhitlerin deprem riskini göz önüne alarak yapım sürecini işletmesi ve özen göstermesi hukuki bir zorunluluktur.

Ancak maalesef depremde birçok eski binanın dahi hala ayaktayken çok kısa süre önce yapılmış lüks konutların yerle bir olabileceğini görülmüştür. Bu durumla ortada açıkça ihmallerin bulunduğu çok net bir şekilde anlaşılmıştır.

Deprem sebebiyle müteahhitleri savcılığa şikayet etme

İhmalde bulunanlar hakkında cezai sorumluluk gündeme gelmektedir. Yakınları vefat eden kimseler ihbar eden sıfatı ile suçun ortaya çıktığı yerin Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe ile başvurabilir. Bu işlemlerin ivedilikle gerçekleştirilmesi oldukça mühimdir zira yapıda delil tespitlerinin yetkili makamlarca yaptırılması ceza davasının ilerleyen süreci için sanıkların  delil yetersizliğinden cezalandırılmamaları olasılığını minimize etmektedir. Ceza aşamasında yıkımın gerçekleşmesi sonucu ortaya çıkan ölüm ve yaralanmalar için gerçek içtima kurallarının uygulanması yani her bir suçtan cezaların tek tek toplanması öngörülmektedir. Sorumluların karşı karşıya kalacakları cezai yük fazla olacağı için kaçma ihtimalleri oldukça yüksek olduğundan yurt dışına çıkma yasağına ilişkin adli kontrol tedbirleri hakkında talepte bulunulması da gerekmektedir. Sorumlular öldürme suçundan yargılanacak ancak bu eylemin ‘olası kast’ ya da ‘taksir’ suretiyle işlendiği hakkında muhtelif Yargıtay kararları bulunması hasebi ile sonuç net bir şekilde öngörülememektedir.

Deprem sebebiyle yaralanan vatandaşların ise şikayet eden sıfatı ile sağlık raporlarını da sunarak  suçun meydana geldiği Cumhuriyet Başsavcılıklarına şikayet dilekçesi vererek sorumlu kimselerin Türk Ceza Kanununda düzenlenen Yaralama Suçundan ceza almaları için başvuruda bulunabilirler.

Buna ek olarak malen zarar görmüş kişiler de aynı şekilde Cumhuriyet Başsavcılıklarına şikayette bulunabilmektedir.

Soruşturmada müteahhitler ile birlikte teknik uygulamada bulunanların, belediyenin ilgili birimlerdeki personellerinin encümenin ve yapı denetim görevlilerinin  müteselsilen sorumlu olabileceği ve ceza alabilecekleri yargı kararları ile sabittir.

Bu süreçleri vatandaşlar kendileri başlatabileceği gibi vekil aracılığı ile de başlatabilirler. Üstelik delil tespiti gibi konularda 4539 Sayılı Kanun gereği noterde tanzim edilen vekaletnameye de gerek yoktur. Alınacak bir yetki belgesi ile avukatınız sizin yerinize yapılması gereken tüm işlemleri usul ve esasa uygun şekilde takip edecektir.

Ayrıca depremde hasar gören araç sahipleri şu makalemizi okuyabilir: Deprem sebebiyle otomobillerde meydana gelen zararların tazmini

Deprem sebebiyle otomobillerde meydana gelen zararların tazmini

Deprem sebebiyle birçok acı kaybımızın yanında malen zararlar da meydana gelmiştir ve bu zararların içinde hasar gören birçok araç da bulunmakta ve ortaya deprem sebebiyle otomobillerde meydana gelen zararların tazmini sorunu gündeme gelmektedir. Sigorta istatistiklerine göre deprem bölgesindeki araçların kaskolanma oranı %15’tir. İşte bu yüzden araçları hasar gören vatandaşlar zararlarını gidermek için çıkar yol aramaktadır.

Baştan söylemek gerekir ki bu zararların tazmini bazı hallerde mümkün olabilmektedir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 69. Maddesinde ‘Yapı Malikinin Sorumluluğu’ müessesesi düzenlenmektedir. Her ne kadar hukuk sistemimizde kusur sorumluluğu benimsenmiş olsa da bir bakıma istisnai bir müessese olan yapı malikinin sorumluluğu bir kusursuz sorumluluk halidir. Başka bir deyişle sorumlu olanlar hiçbir kusuru olmasa bile zarar görenin zararını tazmin etmekle yükümlüdür.

Yapı malikinin sorumluluğu hem yapımdaki eksikliği hem de bakımdaki noksanlık halleri için söz konusu olmaktadır. Bu hukuki kurumda kusur zorunlu olmasa bile zararın ortaya çıkmış olması zaruridir. Bu zararın ispat yükü ise zarar görendedir.

Yapı malikinin sorumluluğu ve tazmin yükünde en önemli husus ise öngörülemez bir mücbir sebep halinin bulunmasında yapı malikinin sorumluluğunun ortadan kalkmasıdır. Bu sebeple 6 Şubat Depremi’nin mücbir sebep olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği oldukça büyük bir önem arz etmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin vermiş olduğu bir karara göre doğal afetlere açık olan arazide zemin etüdü yapılmaksızın dere yatağına inşaat yapılması halinde yapı malikinin 3. Kişilerin uğramış olduğu zararı tazmin etmesi gerektiği yönünde karar verilmiştir.

Bu sorumluluk halinde zamanaşımı süresi zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmesinden itibaren 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır.

Exit mobile version