Hatalı Estetik Operasyon – Hasta ve Hekim Hakları Rehberi

Hatalı estetik operasyon günümüzde estetik operasyonların halk arasında oldukça yaygınlaşması, estetik müdahalelerin yetkili uzman doktor bulunmayan güzellik merkezlerinde de yapılmaya başlaması ile sıklıkla karşımıza çıkabilmektedir.

Estetik güzel görünüme sahipliğin duyu organları ve yarattığı hislere dayanan olgular bütünü anlamına gelen bir kavramdır. Estetik uygulamalar her ne kadar milattan önce 5. yüzyıl Hindistan’ında ortaya çıkmış olsa da modern anlamda estetik cerrahi 1. Dünya Savavaşı ve 2. Dünya Savaşı’nda yaşanan ağır yaralanmalara çare aranması ve bilimsel araştırmaların büyük bir sıçrayış yapması ile doğmuş ve gelişmiştir.

Dünya üzerinde en çok estetik cerrahi işlemleri göz kapağı estetiği, liposuction ve meme büyütme iken Türkiye’de en fazla yapılan estetik uygulamalar botoks ve dolgu, rinoplasti (burun estetiği), liposuction(yağ aldırma), meme büyütme ve saç ektirmedir.

Türkiye aynı zamanda estetik müdahalelerde bir sağlık turizmi merkezi haline gelmiştir. Ülkemiz ameliyatsız yüz gençleştirme işlemleri, dolgu, botoks, lifting, saç ektirme işlemleri açısından yırtdışından da epey bir rağbet görmektedir.

Doğal ve önlenemez risk mi (Komplikasyon) yoksa ihmal (Malpraktis) mi?

Her tıbbi müdahale doğal olarak önlenemeyen riskler barındırmaktadır. Bu risklerin ortaya çıkmasında önlenemez sonuçların vücut bulması halinde komplikasyon oluşması gündeme gelecektir.

Komplikasyon, hekimin özenine rağmen ortaya çıkan, öngörülebilen ancak önlenemeyen bir risk iken; malpraktis, hekimin mesleki standartlara aykırı kusurlu davranışıdır.

Türk hukukunda tıbbi müdahalelerden kaynaklanan sorumluluk davalarında, komplikasyon ve tıbbi malpraktis (tıbbi uygulama hatası) kavramlarının ayrımı, hekimin veya sağlık kuruluşunun hukuki sorumluluğunun belirlenmesi açısından büyük önem taşır. Bu ayrım, bir sonucun tıbbi sürecin doğal bir riski mi, yoksa hekimin özen yükümlülüğünü ihlal eden kusurlu bir davranışından mı kaynaklandığını ortaya koyar.

Komplikasyon, tıbbi müdahale sırasında her türlü özen gösterilse dahi ortaya çıkabilecek, öngörülebilen ancak önlenemeyen “izin verilen risk” olarak tanımlanır (Yargıtay 3. HD E.2024/1909, K.2025/1293 . Bu durum, hekimin tüm mesleki kurallara uygun davranmasına rağmen ortaya çıkan, kaçınılmaz veya öngörülemez istenmeyen sonuçları ifade eder. Komplikasyonlar, tıbbi müdahalenin doğasında bulunan risklerdir ve hastanın bu riskler hakkında önceden bilgilendirilmiş olması halinde Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 15. maddesi gereğince hekimin sorumluluğunu ortadan kaldırabilir.

Öte yandan tıbbi malpraktis, hekimin bilgisizliği, deneyimsizliği, ilgisizliği veya dikkatsizliği nedeniyle tıbbi standartlara aykırı davranması sonucu meydana gelen kusurlu hatadır.

Bir durumun başlangıçta komplikasyon olarak kabul edilmesi, hekimin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmaz. Yargıtay içtihatlarına göre, bir olumsuzluğun komplikasyon sayılabilmesi için hekimin komplikasyonu zamanında fark etmesi ve uygun şekilde yönetmesi (komplikasyon yönetimi) şarttır (Yargıtay 3. HD E.2024/1909) Eğer hekim, komplikasyonu zamanında fark etmez, yanlış teşhis koyar veya uygun müdahaleyi (ek tedavi, üst merkeze sevk vb.) geciktirirse, bu ihmaller “izin verilen risk” sınırını aşarak malpraktise (hizmet kusuruna) dönüşebilir ve hekimin sorumluluğunu doğurur.

Tıbbi uygulamaların komplikasyon mu malpraktis mi olduğu Adli Tıp Kurumu ve Adli Tıp Kurumu’ndaki İhtisas Daireleri belirler. Tıbbi malpraktis davalarında Adli Tıp Kurumu (ATK), Yüksek Sağlık Şurası ve uzman bilirkişi raporları, müdahalenin ‘tıbbi standartlara’ uygunluğunu belirlemede mahkemeler için temel delildir (Yargıtay 3. HD E.2024/1909  ve Adana BAM 5. Hukuk Dairesi) Bu raporların “denetime elverişli” olması, yani somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermesi gerekir.

Yapılan uygulamaların komplikasyon ya da tıbbi malpraktis olması hukuki ve cezai sorumlulukları kökünden etkileyecek esas unsurdur.

Türkiye’de her ne kadar son yıllarda malpraktis davaları artış eğilimi göstermekte olsa da gelişmiş ülkeler arasında malpraktis davalarının en az sayıda açıldığı ülkelerden biridir. Örneğin tazminat miktarlarının astronomik rakamlara ulaştığı ABD’de doktorların yaklaşık %30’undan fazlası kariyerleri boyunca en az bir kez malpraktis davasıyla karşı karşıya kalmaktadır.Yine tazminat miktarlarının yüksek olduğu İngiltere’de nüfusa oranla malpraktis davaları Türkiye’den 3 ila 4 kat daha fazladır. Almanya’da ise 100 bin kişiye düşen oran seneler içinde 20 ila 25 arasında değişirken Türkiye’de bu oran 4 ila 5 arasındadır.

HATALI ESTETİK OPERASYON HALİNDE HASTA HAKLARI

Hatalı estetik operasyona maruz kalan hasta birden çok hak ve hukuk arama yollarına sahiptir. Her hasta için somut olayın koşullarına göre farklı hukuki yollar tercih edilir. Hatalı estetik operasyon hastasının sahip olduğu hukuki yolları hatalı burun estetiği yaptıran bir kişiden yola çıkarak kısaca izah etmek gerekirse ;

Örneğin hatalı burun estetiğine maruz kalan:

  • Maddi Tazminat
  • Manevi Tazminat
  • Ücret İadesi talep edebilir.

Maddi tazminat davası

Kapsamı gereğince burun estetiği yaptıran kişi yeni ameliyat gerekmesi nedeni ile revizyon ameliyatının masrafları, hastane yatış giderleri, ilaç giderleri ve kişinin işinden ve maddi kazancından geri kalması halinde gelir kaybı talep edilebilir.

Manevi Tazminat

Kapsamı gereğince hatalı estetik müdahalenin hastada yarattığı elem ve keder, psikolojik çöküntü, sosyal hayattan geri kalma, aynaya bakamama, özgüven eksikliği gibi ruh ve sinir sistemine zarar veren travmaların ve çekilen duygusal acıların karşılığı talep edilir.

Ücret İadesi

Kapsamı gereğince hatalı estetik işleme maruz kalan hasta eser sözleşmesi gereği istenen sonuç ortaya çıkmadığı için ödenen ameliyat bedelinin ve hastane yatış giderlerinin iadesini talep edebilir.

Ayrıca hatalı burun ameliyatına maruz kalan hasta eğer ağır ihmal sonucu ortaya çıkan nefes alamama, görünümsel anomaliler ve koku kaybı durumları ile karşılaşırsa ayrıca taksirle yaralama suçundan Cumhuriyet Başsavcılığına suç şikayetinde bulunma hakkına sahiptir.

Yetkili Olmayan Kişiler Tarafından Yapılan Hatalı Estetik Dolgu ve Botoks

Birçok insan kendini daha iyi hissetmek, genç görünmek, kırışıklığı oluşmadan önlemek ve bazen de sağlık nedenleri ile yaptırdığı dolgu ve botoks işlemleri ne yazık ki yetkili olmayan kişilerin de yaptığına tanık olmaktayız.

Dolgu ve botoks uygulamaları mutlaka tıp tahsili görmüş hekimler tarafından yapılmalıdır. Hatta dolgu ve botoks uygulamalarını yapabilmek için tıp doktoru olmak dahi tek başına yeterli değildir. Bu işlemleri yapabilecekler Dermatoloji ya da Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi alanında uzmanlık eğitimini tamamlamış kimseler olduğu gibi uluslararası akrediteye sahip eğitimlerin tamamlanması ile sertifikaya sahip olan hekimler tarafından da uygulanabilmektedir.

Görüldüğü gibi dolgu ve botoks uygulaması yapmak için yalnız hekim olmak değil bu koşullara da sahip olmak gerekmektedir.

Dolgu ve botoks uygulamaları her ne kadar uzman ellerde riski oldukça düşük olan müdahaleler olsa da tıp eğitimi almamış kişilerin bu işe girişmesi halinde çok ciddi komplikasyonlara yol açmaktadır.

Hatalı Estetik Dolgu ve Botoks Uygulamaları

Ülkemizde her yıl yarım milyondan fazla kişi dolgu ve botoks uygulaması yaptırıp bu denli talep ve yaygınlık büyük bir pazar oluşturmakta bu da hatalı uygulamaların artmasına yol açmaktadır. Bu işlemlerde en sık şikayet morarma, şişlik, ağrı ve asimetri olsa da çözümlerinin bulunması ve geçici olmaları nedeni ile büyük bir önem arz etmemektedir.

Ancak dolgu veya botoks işleminin etkisizliği, enfeksiyon, damar içi dolgu (vasküler tıkanma), çürüme (doku nekrozu) hatta körlüğe varan birtakım komplikasyonlar gerçekleşme ihtimali tedirginlik ve hukuki ihtilaf yaratmaktadır.

UYARI: Kendilerini, Medikal Estetisyen, Güzellik Uzmanı, Sertifikalı Dolgu Uzmanı gibi ünvanlarla tanıtan kimselerin yaptığı dolgu ve botoks uygulamalarından kesinlikle uzak durunuz.

Hatalı dolgu ve botoks uygulamaları en çok:

  • Anatomi bilgisine sahip olmayan ve kendilerini estetisyen ve güzellik uzmanı olarak tanıtan ancak yetkisi bulunmayan kimseler tarafından yapılması
  • Güzellik Merkezi, Medikal Güzellik Merkezi gibi sterilizasyon yapılmayan her ne kadar son derece şatafatlı ve lüks olsa da esasen merdiven altı keyfiyetinde olan yerlerde yapılması
  • Sahte orijinalli olmayan ya da tarihi geçmiş dolgu ve botoks materyallerinin kullanılması
  • Yanlış teknik ve doz uygulamasının yapılması
  • Alerji ve otoimmün hastalıklarına dair hikaye alınmaması gibi nedenlerden dolayı ortaya çıkmaktadır.

Dolgu ve botoks uygulayıcılarının mutlaka doktor olması gereklidir. Aksi halde Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ve mevzuat hükümleri gereği güzellik uzmanlarının sorumluluğu gündeme gelir. Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun hükümlerine göre uygulayıcının mutlaka tıp fakültesinden diploma sahibi olması gerektiği öngörülmüş aksi halde HAPİS ve para cezaları verilmesi gerektiği düzenlenmektedir.

Hatalı Estetik Lazer Epilasyon

Lazer Epilasyon bir estetik uygulama olsa da dolgu ve botoks gibi bir tıbbi estetik girişim değildir. Lazer epilasyon dolgu ve botoksun aksine doktor olmayan kişiler tarafından ya da doktor bulunmayan güzellik merkezlerinde yapılabilir. Ancak yine de bu merkezler için birtakım onay ve izinler, uygulayıcılar için eğitim ve sertifikalar, makineler için Sağlık Bakanlığı onaylı cihazların kullanımı zorunludur.

Lazer Epilasyon uygulamasında en sık karşılaşılan sorunlar şunlardır:

  1. Geçici ya da kalıcı yanık
  2. Cilt lekesi
  3. Aşırı kıllanma
  4. Deride delik kalması (iğneli epilasyon)

Lazer epilasyon uygulamalarında önerilen ve gerçekleştirilen seans uygulamalarına rağmen kıl ve tüylerin bitmemesi bu işin bir eser sözleşmesi olması nedeni ile hukuki sorumluluk doğmasına yol açmaktadır.

Lazer epilasyon uygulamalarında en sık karşımıza çıkan hukuki uyuşmazlık lazer yaptıranın cildinde kalıcı leke ve yanıkların oluşmasıdır. Lazer epilasyon sonrası kalıcı yanık ve leke ortaya çıkarsa hastaya uygun dozda lazer atışlarının yapılmaması vs. gibi nedenler nedeniyle hem tazminat hem de ihmali suretle yaralama suçu ortaya çıkabilmektedir.

Hatalı Estetik Kızlık Zarı Ameliyatı

Tıp dilinde hymenoplasty – himenoplasti olarak adlandırılan ancak halk arasında kızlık zarı ameliyatı olaran anılan bu uygulama vajinal estetik cerrahi işlem olarak kabul edilmektedir. Kızlık zarı yani himen doğuştan gelen esas amacı kız bebeklerdeki vajina ve anüs arasındaki mesafenin kısa olmasından dolayı çocuğu enfeksiyonlardan korumaya yardımcı bir doku olduğu ileri sürülse de bazı tıbbi çevrelerce hiçbir insan anatomisinin gelişiminde körelen gereksiz bir yapı olduğu ileri sürülmektedir.

Dünyada doğu toplumlarında yüceltilen bekaretin sembolü olan kızlık zarına ülkemizde de ne yazık ki cehaletin çıktısı olarak büyük önem atfedilmekte olup neticesi kadın cinayetlerine kadar varan bir toplumsal histeridir.

Tüm bu sebeplerle kızlık zarı ameliyatı öteki adı ile himenoplasti günümüzde en çok tercih edilen estetik müdahelelerden biridir. Himenoplasti de cerrahi bir müdahale olduğu için her ameliyatta olduğu gibi belirli tıbbi riskler barındırır. Enfeksiyon, Kanama ve Hematom, Disparoni (Ağrılı Cinsel İlişki), İşlem Başarısızlığı(kanamanın gerçekleşmemesi) gibi komplikasyonlar meydana gelebilir. Bu komplikasyonlar hakkında hasta mutlaka aydınlatılmalı ve bu sonuçların meydana gelebileceği ihtimalleri verilerek aydınlatılmış onam alınmalıdır. Hastanın mahremiyetine özen gösterilmeli, kişisel verileri usule uygun şekilde saklanmalı ve garanti verilmesi ihtimalinde bu garanti yerine getirilmelidir. Hijyenik olmayan merdivenaltı merkezlerde himenoplasti yapılarak enfeksiyon, üreme kaybı gibi sorunlara yol açanlar tazminat yükümlülüğü ile karşı karşıya kalacaktır.

Hatalı Burun Estetiği Halinde Hasta Hakları 

Ülkemizde her yıl yarım milyona yakın estetik ameliyat gerçekleştirilmektedir. Türkiye’de en sık tercih edilen estetik ameliyat burun estetiği yani rinoplasti olup onu liposuction ve göz kapağı estetiği takip etmektedir.

Burun ameliyatları sonrası hastalarda halk arasında domuz burnu estetik diye anılan burun deliklerinin yüz tipine orantısız şekilde aşırı yukarı kaldırılması, aşırı kavisli yapay görünüm,  kaydırak burun,burun ucu düşmesi gibi şikayetler ortaya çıkabilmektedir.

Neredeyse tüm tıbbi müdaheleler ve tedaviler doktor ile hasta arasındaki ilişki hukukumuzda vekalet sözleşmesi niteliğindedir. Bunun yansıması olarak tıbbi müdahale ve tedavi uygulayan doktor ve sağlık görevlileri elinden gelen tüm çaba ve özeni göstermekle mükellef ancak garanti bir iyileşme garantisi veremez.

Ancak estetik ameliyatlar, Yargıtay kararlarına göre “Eser Sözleşmesi” kapsamında değerlendirilir. Bunun anlamı şudur: Hekim, ameliyat öncesinde hastaya taahhüt ettiği estetik görünümü (eseri) ortaya çıkarmayı garanti eder. Eğer ameliyat sonrasında kararlaştırılan şekil ortaya çıkmazsa veya asimetri, nefes alma zorluğu gibi sorunlar oluşursa, hekim taahhüdünü yerine getirmemiş sayılır.

Hatalı Estetik Burun

 

Temel Hasta Hakları 

Hasta hakları; insan hakları ve insanın maddi manevi değerlerinin bir uzantısı olarak sağlık alanında korunmasıdır. Hak kavramı egemen ile daha zayıf konumda olan arasında dengenin sağlanmasını sağlar. Hasta korunması gereken daha güçsüz bir konumda olup insan onuruna yaraşır bir yaşam için hasta hakları bilinci önem arz etmektedir. Hasta haklarına dair organize ilk çalışmaların 2000’li yılların başında Amerika Birleşik Devleri (USA)’de  başladığı kabul edilir.

Avrupa Birliği’nin üye ülkelerce minimum standartları öngördüğü Hasta Haklarına İlişkin Avrupa Statüsü’nde yer alan hasta hakları şunlardır:

  1. Koruyucu tedbirlerin alınması
  2. Yaralanma
  3. Bilgi alma
  4. Rıza onay verme
  5. Özgür seçim
  6. Özel bilgi ve gizlilik
  7. Hastaların vaktine saygı
  8. Kalite standartları
  9. Güvenlik
  10. Yenilik
  11. Gereksiz ağrı ve acıdan sakınma
  12. Şikayet
  13. Tazminat haklarıdır.

Türkiye’de hasta hakları somut olarak tıbbi müdahale öncesi hastalardan onam alınması gerektiğini öngören 1928 yılında yürürlüğe giren Tebabeti Şuabat-ı Sanatların Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesine dayanır.

Modern anlamda hasta haklarına ilişkin en önemli hukuki regülasyon ise 01.08.1998 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanan Hasta Hakları Yönetmeliği’dir. Bu yönetmeliğin amacı Anayasa, mevzuat ve milletlerarası hukuki metinlerde kabul edilen “hasta hakları”nı belirlemek ve sağlık hizmeti verilen tüm kurum ve kuruluşlarda ve sağlık kurum ve kuruluşları dışında sağlık hizmeti verilen hallerde, insan haysiyetine yakışır şekilde herkesin “hasta hakları”ndan faydalanabilmesine, hak ihlallerinden korunabilmesine ve gerektiğinde hukuki korunma yollarını fiilen kullanabilmesine yönelik usul ve esasların belirlenmesi amaçlanmıştır.

Büyük şehirlerde bulunan özel hastanelerde birçok yabancı doktorun estetik cerrahi işlemleri yaptığı gözlemlenmektedir. 2011 yılına kadar hekimlerin Türk vatandaşı olma zorunluluğu olsa da 663 sayılı KHK ile bu zorunluluk kaldırılmış olup yabancı doktorların da Türkiye’de doktorluk yapmalarının yolu açılmıştır.

HATALI ESTETİK OPERASYON HALİNDE DOKTORUN SORUMLULUKLARI

Estetik ameliyatlar eser sözleşmesi niteliğinde olduğundan öteki tüm tıbbi müdahalelerden ayrılmaktadır. Eser sözleşmesi ile olması gerekli bir eserin yapılacağı taahhüt edilir. Ancak geri kalan tüm tıbbi müdahalelerde hekim dikkat ve özen borcunu yerine getirdikten sonra gerçekleşecek olumsuzluklar hastanın şahsına bağlı olduğundan bir garanti verilemez.

  1. Eseri yaratma : Estetik ameliyatlar tıbbi müdahale ile hastada güzel bir görünüş sağlamayı taahhüt eden bir eser sözleşmesi niteliğindedir. Hekim hastanın talep ettiği eseri ortaya koyar. Eğer bir hastanın burnu herkes tarafından kabul edilebilir şekilde eskisinden daha kötü görünümlü olduysa hekimin sorumluluğunu yerine getirmediği kabul edilir.
  2. Bizzat yerine getirme : Hekim estetik ameliyatı kendisi yapmalıdır.
  3. Teşhis koyma ve en iyi yolu seçme : Anamnez alma, muayene ve görüntüleme yöntemlerini kullanma işlemlerinin yapılması gerekir
  4. Sadakat ve özen : Hekim estetik ameliyat yaparken özen göstermeli ve hastanın menfaatini düşünmelidir.
  5. Hastayı aydınlatma : Doktor ameliyat sırasında ve ameliyat sonrasında meydana gelecek her türlü risk ve komplikasyonları hastaya bildirmek ile yükümlü olup bu Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nda da düzenlenmektedir.
  6. Araç ve malzemeyi sağlama
  7. Kayıt alma : Yine Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nda da düzenlenen bu sorumluluğa göre hekim hasta ile ilgili bilgi ve belgeleri saklamakla mükelleftir.
  8. Sır saklama : Hekim, hastanın sırlarını saklamakla ve mahremiyetine saygı göstermekle mükelleftir.
  9. Bildirimde bulunma : Tedavi süresinde aksilik ve komplikasyon riski doğduğu anda hasta bilgilendirilmelidir.
  10. Uzmanlık : Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’a göre cerrahi işlem yapmak için estetik ameliyatlar da dahil uzmanlığa sahip olmak zorunludur.

Estetik ameliyat yapan doktor eser niteliğinde olan işi kusursuz şekilde teslim etmek ile mükelleftir.

Yargıtay kararlarına göre doktor yaptığı eseri bu burun estetiği olabilir liposuction olabilir hastaya beğendirmesi gerekmektedir. Estetik ameliyatlar bu yönü ile kalan tüm tıbbi uygulama ve tedavilerden ayrılmaktadır.

Estetik ameliyatlarda belirli ve kesin bir vaatte bulunulmadığı konusunda ispat doktora ait olup doktor estetik ameliyata ilişkin garanti vermediğini delillerle ispatlaması gerekir.

 

HEKİM HAKLARI

Hatalı estetik operasyon iddiaları karşısında hekimlerin hukuki hakları ve savunma mekanizmaları, Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları çerçevesinde şekillenmektedir. Bu süreçte hekimlerin kendilerini koruyabilmeleri için çeşitli hukuki dayanaklar ve usuli imkanlar bulunmaktadır. Hukuki ilişkinin niteliğinden, sorumluluğu ortadan kaldıran veya hafifleten hallere, usuli itirazlara kadar geniş bir yelpazede hekim hakları mevcuttur.

Öncelikle, estetik operasyonlarda hekim ile hasta arasındaki ilişkinin hukuki niteliği büyük önem taşır. Bu ilişki, operasyonun amacına göre eser sözleşmesi (TBK m. 470) veya vekalet sözleşmesi (TBK m. 502) olarak nitelendirilebilir. Genel olarak tıbbi müdahaleler vekalet sözleşmesi kapsamında değerlendirilse de, estetik operasyonlar, belirli bir sonucun (estetik bir görünümün) elde edilmesinin taahhüt edildiği durumlarda eser sözleşmesi olarak kabul edilebilir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 2010/589 Esas, 2011/263 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere , estetik ameliyatlarda doktorun estetik görünüm konusunda belli bir sonuç güvencesi vermesi halinde, akdi ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Bu ayrım, hekimin sorumluluğunun kapsamını doğrudan etkiler. Vekalet sözleşmesinde hekimin bir “özen borcu” varken, yani hastanın iyileşmesi için gerekli tüm tıbbi bilgi ve beceriyi özenle kullanma yükümlülüğü bulunurken, eser sözleşmesinde “sonuç taahhüdü” söz konusu olabilir. Eğer hekim, tıp ilminin kurallarına uygun davranmış ve hastanın eski halinden daha iyi bir sonuca ulaşılmışsa, beklenen tam estetik sonuca ulaşılamasa dahi edimini ifa etmiş sayılabilir ve tazminat ödeme yükümlülüğü doğmayabilir. Bu durum, estetik operasyonlarda hekimin her başarısız sonucun otomatik olarak bir tazminat yükümlülüğü doğurmadığı, tıp ilminin sınırları dahilinde hekimin haklarını koruduğu anlamına gelir.

Hekimlerin en güçlü savunma argümanlarından biri, ortaya çıkan olumsuz sonucun komplikasyon mu yoksa tıbbi malpraktis (hekim hatası) mı olduğunun ayrımıdır. Komplikasyon, tıp biliminin kabul ettiği, her türlü dikkat ve özen gösterilse dahi ortaya çıkabilecek, öngörülebilen ancak önlenemeyen risklerdir. Hekim, komplikasyonun ortaya çıkmasında kusurlu değilse ve komplikasyona zamanında ve uygun şekilde müdahale etmişse sorumlu tutulamaz. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2024/1909 Esas, 2025/1293 Karar sayılı kararı , tıbbi müdahale sonrası ortaya çıkan olumsuz sonucun komplikasyon olarak nitelendirilmesi ve hekimin kusurunun bulunmaması halinde hekimin sorumlu tutulamayacağını açıkça ortaya koymuştur. Bu karar, hekimin özen borcunu yerine getirmesine rağmen ortaya çıkan olumsuz sonuçlar için otomatik olarak sorumlu tutulamayacağı hukuki ilkesini pekiştirmektedir. Bu noktada, komplikasyon yönetimi kavramı esas teşkil eder. Hekim, risk gerçekleştiğinde gerekli tıbbi müdahaleyi zamanında ve doğru yapmışsa, sonuç olumsuz olsa bile malpraktis suçlamasından kurtulabilir.

Hekimin sorumluluğunu kaldıran veya hafifleten bir diğer önemli husus, aydınlatılmış onamdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 63. maddesi uyarınca , zarar görenin rızası hukuka aykırılığı kaldıran hallerden biridir. Hekim, hastayı yapılacak tıbbi müdahalenin riskleri, faydaları, alternatifleri ve olası komplikasyonları hakkında yeterli ve anlaşılır bir şekilde bilgilendirmeli ve hastanın özgür iradesiyle rızasını almalıdır. Aydınlatılmış onam formunun varlığı, hastanın bu riskleri kabul ettiğini gösterir ve hekimin ispat yükünü hafifleterek hukuki koruma sağlar. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yukarıda bahsedilen 2024/1909 Esas sayılı kararı (), aydınlatılmış onam formunun alınmış olmasının, hastanın ameliyatın doğal risklerini kabul ettiğinin bir göstergesi olarak kabul edildiğini ve bu durumun hekimin sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan bir faktör olduğunu belirtmiştir. Bu durum, hekimlerin aydınlatılmış onam yükümlülüğünü eksiksiz yerine getirmelerinin hukuki koruma açısından ne kadar hayati olduğunu vurgulamaktadır.

Hastanın operasyon sonrası davranışları da hekimin sorumluluğunu etkileyebilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 476. maddesi uyarınca, eserin ayıplı olması hastanın (işsahibinin) verdiği hatalı talimatlardan kaynaklanıyorsa veya hekimin uyarısına rağmen hasta belirli bir yöntemde ısrar etmişse, hekim ortaya çıkan ayıptan sorumlu tutulamaz. Benzer şekilde, TBK’nın 52. maddesi gereğince, hastanın operasyon sonrası hekim talimatlarına uymaması (ilaç kullanımı, pansuman, istirahat gibi) zararın doğmasına veya artmasına sebep olmuşsa, hakim tazminat miktarında indirim yapabilir veya tazminatı tamamen kaldırabilir. Bu hükümler, hastanın kendi kusuru veya müdahalesi durumunda hekimin savunma hakkını yasal zemine oturtmaktadır.

Hekimlerin usuli hakları da savunma stratejilerinde önemli bir yer tutar. Öncelikle, davanın doğru mahkemede açılması gereklidir. Özel hastane veya muayenehanede yapılan estetik operasyonlar, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 73/1. maddesi ve 3. maddesi uyarınca “tüketici işlemi” sayıldığından, açılacak tazminat davalarında Tüketici Mahkemeleri görevlidir. Ancak, kamu veya üniversite hastanelerindeki müdahaleler, kamu hizmeti niteliği taşıdığından kural olarak idari yargının (tam yargı davası) görev alanına girer. Hekim, davanın yanlış mahkemede açıldığına dair görev itirazında bulunarak davanın usulden reddini sağlayabilir.

Yetkili mahkeme konusunda da hekimin hakları mevcuttur. TKHK’nın 73/5. maddesi  uyarınca tüketici (hasta), kendi yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 6. maddesi  uyarınca genel yetkili mahkeme hekimin yerleşim yeri, HMK’nın 10. maddesi uyarınca ise operasyonun yapıldığı yer (ifa yeri) mahkemesidir. Hekim, bu yetki kuralları dışındaki bir yerde açılan davaya yetki itirazında bulunarak davanın usulden reddini veya yetkili mahkemeye gönderilmesini talep edebilir. Bu usuli haklar, davanın doğru yargı yolunda ve doğru yerde görülmesini sağlayarak hekimin savunma sürecini kolaylaştırır.

Zamanaşımı Savunması

Son olarak, zamanaşımı def’i de hekimin önemli savunma araçlarından biridir. Hekime karşı açılacak tazminat davalarında zamanaşımı süreleri, hukuki ilişkinin niteliğine göre değişir. Türk Borçlar Kanunu’nun 147. maddesi () uyarınca, vekalet sözleşmesi (tedavi) kapsamında açılacak davalar için zamanaşımı süresi 5 yıldır. Eğer estetik operasyon eser sözleşmesi kapsamında değerlendiriliyorsa, TBK’nın 478. maddesi uyarınca zamanaşımı süresi, eserin teslim tarihinden itibaren 2 yıldır. Ancak hekimin ağır kusuru bulunması halinde bu süre 20 yıla kadar uzayabilir. Davanın zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılması durumunda, hekim zamanaşımı def’inde bulunarak davanın reddini sağlayabilir. Bu, hekimin aleyhine açılan davaların belirli bir süre sonra hukuken geçerliliğini yitirmesi anlamına gelir ve hekimin en kritik savunma araçlarından biridir.

Tüm bu hukuki dayanaklar ve usuli imkanlar, hatalı estetik operasyon iddiaları karşısında hekimlerin kendilerini etkili bir şekilde savunmalarına olanak tanır. Hekimin, operasyon öncesinde ve sonrasında gerekli özeni göstermesi, hastayı eksiksiz aydınlatması ve tıbbi kayıtları düzenli tutması, olası bir hukuki süreçte elini güçlendirecek temel adımlardır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir